Luigi Ferdinando (1)

 

Giriş..

Rahmetli babamdan tevarüs etmiş olduğum kitaplar arasında;Büyük Erkanı Harbiye Matbaasının 1934 yılı basımı, 360 sahifelik bir kitap merakımı celp etmiştir.

Bu değerli eser üzerinde de belirtildiği üzere Paris ve (MONTPELLİER) fen akademileri ile LONDRA TARİHİ CEMİYETİ azasından ve BOLONGA ENSTİTÜSÜ kurucularından tarihçi (LUİGİ FERDİNANDO COUNT DE MARSİGLİ) tarafından kaleme alınmış olduğunu saptadım.

Bahse konu eseri kapağında yazarın adı türkçe (GRAF MARSİGLİ) olarak yazılıydı. İsmin orijinalini ise; internet'in (Google) kanalından tespit ettim. Ancak bu kıymetli eserin yazarının adını ve hayat hikayesini , TÜRK ANSİKLOPEDİLERİNDE bulmak mümkün olamadı.

Araştırmalarımı yine google üzerinden yapmak suretiyle,(CATHOLİC ENCYCLOPEDİA)'sından İNGİLİZCE olarak hayat hikayesine sahip olabildim.

Israrlı araştırmalarım neticesinde elde edebildiğim materyaller sayesinde,çok özel hayatının bütün safhalarını kronolojik sırasına göre elden geldiğince açıklamaya çalışacağım..


2.LUİGİ FERDİNANDO COUNT DE MARSİGLİ'nin hayat hikayesi..

İtalyan coğrafyacı ve doğa bilimleri uzmanı, 10 temmuz 1658 de Bologna'da doğdu. Ve 1 kasım 1730 da Bolognada vefat etmiştir.

Asılzade bir aileden geliyordu ve iyi bir eğitim almıştı.

Eğitimini matematik,anatomi,coğrafya,doğal tarih,hayvan ve bitki bilimleri uzmanlığı ile donanımlı,aynı zamanda okyanus biliminin öncülerindendir.

Ayrıca latince, yunanca, yahudi ve arapça lisanlarını da bilmekle beraber yazarın iyi derecede Türkçe de bildiğini, kaydetmeden geçemeyeceğim.

Bununla beraber ''Denizler Tarihi Konusunda Fiziksel Bilgiler'' adlı eserini de 1725 yılında yayımlanarak, İtalyan Okyanus Bilimcisi sıfatına da sahip olmuştur.

Eserinin içeriğinde İstanbul Boğazı, Adriyatik Denizi ve Provence Kıyıları önünde, derinlik ölçüm profillerini çıkarmış KITA SAHANLIĞI'nı sınırlayan bir kenarın varlığını, ilk olarak ortaya atmıştır.

Pek çok bilgi ve marifet sahibi bir insanın, nasıl oluyorda geniş detaylı olan çalışmalarını sürdürebiliyor.16. ve 17. yüzyıllarda iletişimin ve bilime ait eserlerin yoğunluğu araştırma ve geliştirme olanaklarına sahip miydiler?

Koca Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan, yıkılışına kadar olan evrelerin tarihini,aslına uygun olarak yazabilmek için pek çok kaynak ve detaylara sahip olunması gerekir.

Gerçekte 15. asırdan beri İSTANBUL'da azınlık matbaaları olduğu gibi AVRUPA'da da Türkçe, Arapça ve Fars'ça kitaplar basılıyor ve İstanbul'da da satılıyordu.

Ancak 16. asırda Avrupa'da basılan kitapların tirajı çok mütevazi idi.

Buna mukabil,tirajın çok fazlasını Türkiye'de hattatlar (güzel yazı yazanlar)ortaya koyuyordu.


Yazımın başında da belirtiğim üzere Luigi Ferdinando Count De Marsigli, 360 sahifeden ibaret olan eserinin ''Osmanlı İmparatorluğunun Zuhur Ve Terakkisinden, İnhitatı Zamanına Kadar Askeri Vaziyeti'' adı altında yazarının (Marsigli'nin) vefatından 7 yıl sonra (1737 yılında) Petresburg Fen Akademisi Matbaasında bastırıldığı da kitapta belirtilmiştir.

Osmanlı askeri teşkilatı üzerine işbu mühim eseri yazmış olan Marsigli Klasik yazar unvanına hak kazanmıştır.

Bütün hayatı, delikanlılığından itibaren Türk'lerle vuruşmakla geçmiş ve Türk'lere karşı, en büyük savaşlarda, ezcümle 1683 ''Viyana Kuşatması''ında bulunmuştur.

Bilahare, Marsigli'yi Almanya İmparatorluğu hizmetinde Bolognalı bir

İtalyan Asilzadesi bir general olarak görmekteyiz.

İyi derecede Türkçe bildiğini evvelce kayıt etmiştik.Aynı zamanda kitap meraklısıdır. Türkçe yazmalardan müteşekkil çok zengin bir kütüphanesi vardır.

Marsigli karakteri icabı muhtelif ülkelere yapmış olduğu ziyaret ve yolculuklar sırasında camileri,kütüphaneleri,sarayları, dolaşıp toplayabildiği kadar el yazmalarını, Türk sanat eserlerini tahripten koruyarak , zengin eşya kolleksiyonu Bologna müzesi'ne büyük bir kısmını da Viyana'da imparatorluk sarayına hediye etmiştir.

1683 yılı ikinci Viyana Kuşatmasında Osmanlı birliklerinin büyük yenilgiye uğrayıp düşmanın eline geçmiş olan silah,cephane toplarını ve ağırlıklarını v.s. meyanında vakai-name

kayıtlarının da bulunduğunu muharebe meydanında bıraktıklarını bilhassa kaydetmek gerekir.

Bilahare, Almanlar tarafından (2 eylül 1686) yılında Budin'i ele geçirdikleri zaman harp harabeleri arasında Defterhane'nin eski evrak hazinelerine rastladıklarını da toplayıp götürmüşlerdir.

Bunların bir kısmı ise başkaları tarafından toplanmış olup harp ganimeti veya hatıra olarak hıfz'edilmiştir.


Yazımızda bahse konu olan Marsigli daha iyi anlaşılması mülahazası ile bazı hususların da kaydedilmesi suretiyle konumuza daha da açıklık getirecektir. Bu cümleden olmak üzere Kutsal İttifakı da kaydetmek gerekir.

Bahse konu evraklar, Batı'lı düşünürler vasıtasıyla sonradan, Varşova'ya Stokholm'e, Paris'e kadar genişleyen bir çevre içinde, muhtelif Avrupa kütüphanelerine,ilmi kolleksiyon olarak dağılmıştır.

Bilhassa, Macar Araştırmacıları,bu vesikaları birçok defa incelemişlerdir.

Osmanlı ordusunun vergi tahrirleri ise büyük bir kısmının,mezkur tarihte İtalyan İstihkam Subayı görevinde bulunan Marsigli tarafından muhafaza edildiğini tarih kaydeder.

3: KUTSAL İTTİFAK: Yazımızda bahse konu olan MARSİGLİ’nin daha iyi anlaşılabilmesi mülahazası ile

İkinci Viyana kuşatmasında Osmanlı tehlikesi kaygısına düşen Avrupa hristiyanlarının bilhassa Papa İnnocentius XI. in katkılarıyla Avusturya,Lehistan,Almanya Venedik, Malta,Toskana ve bilahare Rusyanın da birleşmeleriyle Osmanlı Devleti'ne karşı Kutsal ittifak( 31 mart 1683) yılında yaparak ve dolayısı ile birleşen kuvvetler karşısında muharebeler'de Osmanlı ordusunun askeri başarısızlığına sebep olmuşlardır.Bu birleşmeye haçlılar ordusu da denilmektedir.


4:BOLOGNA

Marsigli'nin yaşadığı şehir Bologna Apeninlerin sonunda, strateji bakımından ÖNEMLİ bir yerdir. Po ovasının Apenin tepesine kadar Reno vadisi boyunca uzanır. İyi sulanan verimli bir bölgedir. Marsigli'nin doğup,büyüdüğü ve öldüğü şehirdir.


5:GÖREV:

Türk askeri birliklerinin durumunu tetkik ve tespit etmek üzere,1679 yılında Venedik Cumhuriyeti tarafından Askeri Ateşe olarak görevlendirildi.


Bu görevi yaparken, aynı zamanda Trakya boğazı çevresini de gözlemledi. Bu iki gözlem neticelerini intiva eden, ve tanzimi ile mükellef olduğu raporlarında yer aldı. Henüz 21 yaşında olan Marsigli asli görevi de 1680 yılında da sirayet etti..

Bu sırada Osmanlıların Macaristan'a saldırma ihtimali çıkınca Avusturya imparatoru Leopolda şahsen yardım önerisinde bulundu.

Şöyle ki, Alman idaresinin zulmü altında yaşayan Macarlar,Avrupa'nın değişik yerlerinde, Osmanlı idaresinde yaşayan ırkdaşlarının hürriyet ve refah seviyesini görüyor, gördükçe Osmanlı idaresine girmek istediklerini ifade ediyorlardı.

Orta Macar kralı(Imre Tökeli)'Macarların Almanlara karşı 100 şikayeti'' ismiyle yayınladığı eserinde, uğradıkları zulümleri dile getiriyordu. Alman idaresinden tamamen nefret eder hale gelmişlerdi. Macarlar arasında, ateşe atılarak kızartılanlar vardı. Ellerinden toprakları alınan Macar Asilzadeleri hayatlarını zindanlarda geçiriyorlardı. Alman idaresindeki Macarlar tarafından kendilerine lider seçilen Tökeli İmre, 9 ocak 1682'de İstanbul'a elçi gönderecek: ''Nemçe'nin tecavüzü haddini aştı. Bunları görmektense ölmek yeğdir. Hemen bir taraftan haber verip yürüyesiz'' tarzında şikayetlerini dile getirerek,Alman idaresini kabul etmediklerini ve Osmanlı idaresi altına girmek istediklerini belirttiler.

Osmanlı devletinin Orta Avrupadaki hakimiyeti altında bulunan yerlerin emniyet altında tutulabilmesi için,sınırlarının biraz daha kuzeye doğru genişletilmesi gerektiği konusu da siyasi ve tarihi şartların bir gereği idi.

Zaten Tuna sınırını sağlam tutmak için Tuna ötesi fetihlere girişen Osmanlı, şimdi bu bölgeleri muhafaza etmek için Orta Avrupa'da yayılmaya zorlanıyordu. Macarlar Osmanlı'dan ısrarla yardım isterken, aynı zamanda da, IV Mehmet Avusturya'ya karşı sonuç alıcı bir şavaşın yapılmasına Estoni'de kurduğu savaş meclisinde karar verir..




(Sızıntı Dergisinde yayınlanan Dr. Saim Arı'nın makalesinden alınmış olan)

Kararı takiben (1683 yılı olaylarının izahı)

2 ocak 1683 de Edirne sarayının kapısına.

Padişahın sefer alameti olan 9 tuğra dikildi. Ordu ile birlikte Belgrad'a kadar gelen padişah;( VI.Mehmet)ti.

(23 mayıs 1683) Orduyu hümayun Belgrad'da idi.

(29 Nisan 1683) Niş'e varıldı.

(7 temmuz 1683) Osmanlı ordusu Viyana önlerine kadar geldi.

(12 temmuz 1683) Viyana banliyöleri yıkıldı.81 000 esir alındı.

(14 temmuz 1683) II.Viyana kuşatılmasına başlandı.

(7 eylül 1683) Viyana'da 100.000 kişilik bir haçlı ordusu toplandı.

(12 eylül 1683) Kahlenberg (Almanya dağı) meydan muharebesi Viyana bozgunu ve ''12 eylül Türk günü olarak kutlanır'' kuşatılmanın kaldırılması.

(13 eylül 1683)Osmanlı ordusunun Yanıkkale'ye ricat yürüyüşü.

(17 eylül 1683) Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Budin'e doğru yola çıktı.

(22 eylül 1683) Ordunun Budin'e varması.

(7 ekim 1683) Çiğerdelen zaferi.

(1 kasım 1683) Estergon'un düşmesi.

(15 aralık 1683)Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın düşmesi.

(15 aralık 1683) IV.Sultan Mehmet, Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı azletti. Bilahare (26 aralık 1683)tarihinde Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edildi.

1683 yılının kronolojik sırası böyledir.....


6.Luigi Ferdinando Count De Marsigli'nin esaret yılları. (kendi ağzından)


2 temmuz 1683 te Osmanlı ordusunun Avusturya arazisinde tecavüzleri esnasında,tatar ordusuna yaralı olarak Belgrad'ta esir düştüm. Savaşın devamı müddetince ben Osmanlı ordularının Viyana'yı nasıl kuşattıklarını gördüğümden Viyana'ya nasıl yaklaşabilmiş olduklarına hayret ettim.

Esir olduktan sonra, beni siperlerde çalıştırdılar,çalışma sonlarında,beni bir kazığa bağladılar. Esaretimin 2 veya 2 buçuk ayın sonlarında Osmanlı ordularının geri çekilmeğe başladıklarına bizzat şahit oldum.

Beni bağlı olduğum kazıktan çözdüler, ayaklarım çıplak olduğu halde, bir bağın içinden efendim olan Türk ile koşmağa başladık.

Bir müddet sonra, bu şekilde bir yolculuğa tahammül edemediğimden, askerler beni , yola bırakılmış olan çok zayıf bir hayvana bindirdiler.

Geri çekilmeye başladığımızdan bu yana Viyana şehri göz ufkumdan kaybolmuştu. Mehtaplı bir gece idi. Bütün gece yürüdük ve sabaha karşı Laytı nehrinin sahiline varabilmiştik. Burada köprü olmadığından tevakkuf eylemiştik.

Savaşta geri çekilme anında,eğer bir göl veya sudan geçilmesi gerektiğinde kamıştan veya ottan yaptıkları sandal denilen şeye, ok-yay-kılıç-barut v.s. eşyaları bunların üzerine koyup, beygir ve ya hayvanların kuyruklarına bağlayarak hareket ederlerdi.

Esirleri de beygirlerin kuyruğuna asılarak sudan geçmelerine icbar ederler. Beygirlerin kuyruğunu bırakanın boğulacağına hiç şüphe yoktur.


''Osmanlılar Avusturya'ya yaptıkları taarruzları esnasında, Viyana'yı kuşatma zamanında ele geçirilen esirlerin başları muayyen bir idam mevkiinde kesilirdi''

(Bu mevkii,Tuna sahilinin yakınlarında idi)

Ben dahi bu bedbahtlar arasında bulunacak idim.Ancak mucize kabilinden bazı sebepler dolayısile kurtulmuştum. Hergün hıristiyan rumlar,ermeniler ve keza yahudilerden birçokları istemeyerek veya türklere iyi görünmek için müslümanlığa kabul eylemekte idiler. Katolikler cizye'den muaf edilseler de bu vergi diğerlerinden alınmakta idi.

Beygirlerin kuyruğunu bırakanın boğulacağına hiç şüphe yoktur, Ben esir iken,dört defa böyle suları geçmeğe mecbur edildim. Neyziden gölü'nün husule geldiği Raymiç nehri bu gölden çıkar. Geçmeye yaralı olarak,yaramın ağır olmasına ehemmiyet bile verilmemiştir.

Viyana bozgunu Avrupa'nın ortasına kadar girmiş olan Osmanlı ordusunun son seferi oldu.

II.Viyana kuşatması ile başlayan ve 1699 yılına kadar. (Karlofça Barış Antlaşması) süren savaşlar Osmanlı İmparatorluğunun yenilgileriyle sona erdi.

Ancak 25 Mart 1684 tarihinde özgürlüğüne kavuşmuş olduğu eserinde bahse konulmuştur. Marsigli’nin Baş Vergisinin nasıl ödendiğine dair bir kayda rast gelinmemiştir.

Esareti tamamen (265 gün) daha kesin bir ifade ile 9 ay sürmüştür.



7. Marsiglinin Vişgard Kalesini savunması. (18 Haziran 1684)

Marsigli hürriyete kavuştuktan 81 gün sonra Osmanlılara karşı Avusturya'lıların koruduğu Vişgrad kalesini 12 gün savundu. Kalenin çevresini ateşe veren Osmanlılar bu direniş karşısında bir netice alamadan geri çekildiler.

Marsigli bu savaşı müteakip Osmanlı ordusuna karşı yine savaşlarda bulunmuştur.

Kronolojik sıralamaya göre yeri geldiğinde ayrıca bilgi verilecektir.

8. Marsigli'nin Budin kuşatmasındaki Durumu ile Osmanlı Eserleri Hk.

Budin kalesi'nin Abdurrahman Abdi Paşa'nın emrindeki Osmanlı ordusu, üçbuçuk aylık kuşatma süresince,Haçlı orduları'nın art arda (on sekiz) taarruzunu püskürttü ve düşmanın teslim tekliflerini de geri çevirdi.

Gittikçe azalan kuvvetler,şehre hakim tepeleri ele geçiren Kutsal ittifak ordusu yüzünden, yardım da alamıyordu. Bu sırada Abdurrahman Abdi Paşa ön saflarda savaşıyordu.

Savaş sırasındaki talihsizliklere (1500 Osmanlı askerini aynı anda öldüren) cephanelik patlaması da eklenince savunma zorlaştı.

2 Eylül 1686 günü Kutsal ittifak birlikleri altı koldan taaruza geçti.70 yaşındaki Abdurrahman Abdi Paşa Beç kapısında şehit oldu.

Kalede kalan bir avuç Osmanlı askeri ilk Budin Beylerbeyi Bali Paşa'nın adını taşıyan Bali Paşa Meydanı'nda ölene kadar direndiler. Akşama doğru şehre hakim olan Haçlılar tam anlamı ile bir katliam gerçekleştirdiler.

İhtiyar ve çocuk demeden Müslümanları öldürdüler.Ertesi gün ise tüm Osmanlı eserlerini ve camiileri yakıp,yıktılar. Bu sefere de katılmış olan Marsigli kontu Luigi Ferdinando Count de Marsigli kütüphanelerdeki Osmanlı Eserleri'ni toplayıp,kendi şehri Bologna'ya götürdü ve bu arada bir kütüphane kurdu. Kont Marsigli bu sırada (28) yaşındaydı.

Budin'in 145 yıllık Osmanlı hakimiyetinden çıkması, Orta Avrupa'daki Türk topraklarının kontrolünden çıkmasının önünü açtı.

Şehrin ele geçirilmesi ve şehit olan 70 yaşındaki Abdurrahman Abdi Paşa'nın şahadeti, İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde derin üzüntü yarattı.

Budin kalesi (2 Eylül 1686) senesinde Avusturya’nın eline geçti

9. Marsigli'nin İkinci Mohaç Savaşı

12 Ağustos 1687'de Osmanlı Ordusu ile Habsburg ordusu arasında Mohaç yerleşkesinin 24Km güneybatısındaki bölgede yapılan ve Habsburg zaferiyle sonuçlanan bir savaştır.


1)Viyana Kuşatmasına

2)Budin’in fethine

3)Mohaç muharebesi'ne

katılan Marsigli,savaşı şöyle anlatıyor.

''Lorraine Dukası Karl-Ludvig sağ Bavyera Electörü ise sol kanattaydı.

Osmanlılar iyi kumanda edilmiyor, ve iyi savaşamyorlardı. Bir müddet ağaçları siper alarak kendilerini savundular. Sonra gayrimuntazam bir şekilde muharebe meydanını bize bırakarak çekildiler. Toplarının ve ağırlıklarının çoğunu götüremediler,bunlar bizim elimize geçti. Bu Mohaç muharebesi, Hıristiyanlık alemi ve imparatorluk için büyük faydalar sağladı.

Sultan için,büyük felaketlere zemin hazırladı.Bu muharebede Türkler 20 000 şehit verdikleri halde Müttefikler'in ölü sayısı 1000 den ibarettir.


10. Antonio Caraffa'nın muavini Marsigli'nin Eğri ve Munkacs kalelerinin işgali (14 Aralık 1687)

2 Eylül 1686 da Budin kalesi'nin düşmanın eline geçmesinden sonra eğri kalesi kendisine savundu. Ancak Osmanlı Kuvvetlerinin tümü Macaristan'dan çekilmek zorunda kalınca Avusturyalı Feldmareşal Antonio Caraffa ve muavini Marsigli Eğri kalesini ve Munkaç kalelerini

savaşarak aldılar.


11.Marsigli'nin İstanbul ziyaretleri.(İlk ziyaretinden 11 yıl sonra tekrar gelişi)(1691-1692)-İlk geliş tarihi…

1679 yılında Venedik Cumhuriyeti tarafından görevlendirilen Marsigli, Osmanlı ordusu hakkında yapacağı araştırmalar sonucunda, hazırlayacağı rapor için çalışmalarına devam etmekteydi. Bu araştırmaların konusu, sadece Osmanlı imparatorluğunun kara ve deniz ordularının,durumlarının tespit ile sınırlı değildi. Ayrıca Türk halkının sosyal yaşantısı hakkında da bilgiler ediniyordu. Ayrıca Marsigli'nin karakteri icabı, sahip olduğu kütüphanesi için de bulabileceği belgeleri toplamaktaydı. Edindiği bilgiye göre de Türklerin bilime karşı olan duyarlılıklarını da şöyle ifade etmektedir.

''Kimya Türklerin sevdiği bir ilimdir.''Ayrıca geometri, kozmoğrafya, Gök bilimi ve ahlaki ilimlere çok rağbet göstermektedirler.

Ben bu hususu, Polonya'da ki kütüphanede mevcut olup, fen ilimleri ile uğraşan kişilerden toplamış olduğum katalogla da ispat ederim. İşbu katalog 86 000 yazarın eseridir. Ayrıca kütüphanede,İran, Türk ve Arap eserlerinden yüzlerce ve pek çok kitaplara da sahibim.1691 yılında İstanbul'da bulunduğum zamanlarda Fatih Sultan Mehmet'in emri ile tercüme edilmiş olan ve Blao'nun tertip etmiş olduğu Atlas'ı elde etmek için çok çalıştım. Bu arada Coğrafya'ya ait olan eserleri de topladım. Fatih devrinde, Berberi Türkleri'nden İbrahim Efendi'nin vücuda getirdiği Akdeniz kıyılarını gösteren, mükemmel bir harita mevcut olup, 1461 senesinde yapılmış ve zamanın en nadide bir haritası olarak kabul edilmektedir..

(Günümüzde bu harita İstanbul Bahriye Deniz Müzesindedir.)

Bir diğer harita da Piri Reis tarafından yapılmış Amerika ve Afrika kıyıları'nı gösteren ve yine zamanının en mükemmel haritasıdır.

(Şimdi Ankara Etnoğrafya Müzesindedir.)

Çalışmalarını bu minval üzerine sürdürmekte iken 19 Ağustos 1691 tarihinde vuku bulacak Salankamen Savaşı'nı da yerinde izlemekle görevlendirildi.

Savaş başlamadan evvel, Veziriazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa ile üç saat kadar Paşanın çadırında görüşme imkanım oldu. Konuşmalarımız hep barışa dairdi. Etrafımı incelerken, gördüğüm kadarı ile Paşa'nın bulunduğu çadır,çok mükemmel olarak yapılmıştı. Görüşmelerimiz devam ederken, Vezirazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa bana birçok Türklerin giymiş oldukları elbiseler, bir kaftan ile gömlek ve pabuca varıncaya kadar,hediye etmişti.

Görüşmelerimiz sonucu: barış temin edilmemişti. Ordular Viyana civarında karşı karşıya geldiler

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !